HOŞGELDİM :)

HOŞGELDİM :)

Zeze bana bu alanı benimle paylaştı. Sığındım ben de kollarına zezenin.

Zeze fırtınalara yelken açarken ben sakin limanların insanıyım. Kaçmaya çalışıyorum olabildiğince. Onun deyimiyle hayattan emekliyim, düz adamım.

Dolayısıyla burası da bir çatışma alanı olacak.

Sonuç olarak kovulana kadar burdayım. Kolay kovulabilirim :)

Lanetlendiğini bilen kadın üzerindeki paçavralarla köyden ayrıldı. Sert ve serin hava kadının tüm dış yüzeyini yalayıp geçerken; kadın bu ayrılışın, içinde yananları söndüreceğini düşündü.
Sabaha karşı 3 civarıydı ve köyden uzaklaştıkça kurt ulumaları daha net duyuluyordu. (Kurtlar bir zamanlar tanrılarca lanetlenmiş köpekler olmalıydı.)
Şalvarının lastiği gevşekti. Her adımında bir kere daha düzeltiyordu. Ve üzerindeki göyneğin döş kısmı paramparçaydı. Dolgun göğüsleri soğuğu yedikçe daha da dikleşmişti.

Bu şekilde 3 saat yürüdü. Bir ırmak kıyısında durdu. Elini suya soktu. Buz gibiydi. Ayaz etini, su ayazı kesiyordu. Bir yudum içti. İçinin yangını daha da alevlendi. Bir yudum bir yudum daha...
Sonra bir ses geldi çalılıkların arkasından... Bu bir porsuk yavrusuydu. Çıplak ayaklarıyla balçığa daldı kadın. Zar zor geçti. Porsuğa yaklaştı. Porsuk yavaş yavaş inliyor, zor nefes alıyordu.
Ölecekti belli ki...
Kadın göyneğini adamakıllı yırttı. Yarı çıplak göğüslerinden birini eline aldı.  3 saat içinde daha da ağırlaşmışlardı sanki. Avcunun içinden taşıyordu eti. Diğer eliyle porsuğu kavradı. Memesinin dik ve iri ucunu ağzına dayadı. Porsuk emmeye başladı.

Ve bembeyaz, oluk oluk süt geldi,
bakire kadından...